"Gelmeyecek bir gideni,
 Olmayacak bir nedeni
 Beklediniz mi..."

Uzun zamandır sanırsam hiçbir dize beni bu kadar etkilememişti. Durup durup beynimin tekrarlasında bu sözler döner oldu artık. Bu tekrarlamayı kapatmıyorum, engellemiyorum, beni gerçeklikte tutuyor. Hayallerde kaybolmamamı, umutlanıp bir anda yere çakılacak olursam yaralanmamamı sağlıyor.

En umutsuz platoniğimi yaşıyorum bu aralar. Olmayacak duaya harbiden amin demeye çalışıyorum belki de. Mesela bir yanım güzel şeyler hissederken, diğer yanım "Ay ne salaksın D." diyerek benimle dalga geçiyor.

Açıkca ne düşüneceğimi bilmiyorum. En güzel şey; fazla düşünmemek. İnsan ne zaman fazla düşünürse işin içinden çıkamıyor çünkü. Düşündükçe gerçekte beyaz olan şeyi siyah olarak düşünüp, kabullenmeye başlıyorsun çünkü.

Benim için durum bu en azından.

Az önce kısa bir flash back yaşadım. Acı çekmek istemiyorum ben. Canımın acımasını istemiyorum. Gene nefesimin kesilmesini, kalbimin milyonlarca parçaya ayırılıp, kırıklarının çiğnenmesini istemiyorum. Ne olursa olsun isterse dünyanın en güzel aşkı olacak olsa bile ben bu nalet olasıca acıyı hiçbir zaman çekmek istemiyorum. Çünkü o zamanlar şüphesizki en zor zamanlarımdı. Aldığım her nefes emanet gibiydi benim için, ölmek istemenin ne demek olduğunu o zamanlar en derinden anlamıştım, istenmiyor olmanın ne demek oluşunu, gurur denen şeyin kalmayışının, acizliğin dibini o zaman görmüştüm çünkü.

O günleri atlatmak benim için en güç olan şeydi. Atlattıktan sonra ne kadar çok kişiden kaçtığımı ben kendim biliyorum. Çünkü yapamam, gücüm yok, güçlü değilim.

Mantığı, kalp ele geçirince neler olduğunu gördüm. Mantığıma kavuşana kadar rezilliğin boyutlarının farkında değildim.

Peki şu an sevdiğim bey uğruna bu acıları göze alabilir miyim? Cevabım çok net hayır.
Ne olursa olsun kimse buna değmez çünkü. Gerekirse sevdiğimden bile kaçarım.

Ben biri için fedakarlık yapmaktan bu kadar yorulmuşken, birinin benim için fedakarlık yapmasını istiyorum. Belki beni hiç tanımayan birinden bunu istemek biraz komik. Eğer zamanında kendimi bu kadar tüketmeseydim belki de şu an daha çok çabalar, daha çok üstüne giderdim. Ama oluruna bıraktım. Çünkü eğer bu sevdiğim adam benim kaderimde varsa, elbet kader bir gün bizi tanıştıracak ve harika zamanlar yaşatacaktır.

Demiştim ya hani birini uzaktan sevmeyi de seviyorum, sorumluluk yok diye;
Ben sevdiğim beyi uzaktan öyle güzel seviyorum ki...
Kendisine isteyipte söyleyemediğim cümleler,
Anlatmak isteyipte anlatamadığım tesadüfler o kadar çok ki...

Ama belki bir gün,
Bir gün gelirse ona bunu söyleyeceğim...






"Sevginin öyle bir anda yok olup gittiğini mi düşünüyorsun? Acı veya rahatsızlık verdiği anda, sanki daha önce hiç böyle bir şey hissetmemişsin gibi aniden bitiveren bir şey midir sevgi?
Keşke öyle olsaydı. Keşke öyle kolayca kurtulunabilen bir şey olsaydı sevgi. Ama sevgi musluk gibi bir şey değildir. Sevgi gürül gürül bir nehirdir. Onu yalnızca bir doğal felaket ya da bir set engelleyebilir. Onlarda yalnızca yönünü değiştirir. Her ikisi de çok aşırı şeylerdir ve zaten araziyi öyle bir değiştirir ki sonunda neden böyle bir şey yaptım ben diye kalakalırsın. Koca arazide yönünü tayin edebileceğin hiçbir şey kalmaz. Sadece hayatına yeni bir yön çizerek hayatta kalabilirsin.
Onu dün seviyorduysan, bugün de seviyorsundur. Seni mahvedecek bir şey yapmış olabilir ama onu yarında seveceksindir."


Seni yazdım her yere aşk diye, kimse bilmez kimse duyamaz...

Sürekli kendime "Aşk ne? Nasıl bir şey? Kitaplarda ki gibi mi?" diye sorup duruyorum. Aşk sanırım cevabı asla net olmayan bir şey. Çünkü herkesin aşkı, hissedişi, düşündükleri farklıdır. Benim aşkım benim için aşkken, bir başkası için belki de sadece hoşlanma ya da daha başka bir şeydir. Burda konunun özünü anladığınızı umuyorum.

Şu ikili insan ilişkilerinde en garip olan şey şüphesiz ki kadın-erkek ilişkileri. Ben bu konuda açıkca hiçbir şey bilmiyorum. Merak ettiğim çok şey var ama cevaplarını alabilceğim sağlam bir kaynağım yok. Ben konunun sadece acı çekme kısmını çok iyi biliyorum o kadar. Kadınların beyni ile erkeklerin beyninin çok farklı çalıştığını biliyorum bir de. Biz daha detaycı düşünürken erkeklerin tamamen yüzeysel düşündüğünü biliyorum bir de.

Yani bu konu hakkında söyleyebilecek hiçbir şeyim yok.

Böyle bir yazı yazmak istedim çünkü birini platonik olarak sevmekten bahsedeceğim. Şu zamana kadar sanırım bu işte profesyonelleştim. Açıkcası platonik olmak hem dünyanın en güzel şeyi hemde en kötü şeyi; tıpkı aşk gibi.

Çünkü birini platonik olarak sevince karşınızdakine karşı hiçbir sorumluluğunuz olmuyor. Öyle güzel öyle tatlı seviyorsunuz ki kimse sizi sorgulamıyor. "Sen sevmiyorsun, senin sevgin yeterli değil" diye kavgalar çıkartmıyor. Karşınızdakini istediğiniz sevgi boyutunda sevebiliyorsunuz. Ama ne yazık ki bunun tek iyi yanı da bu.
Sevdiğiniz insan sizin sevginizden asla haberdar olmuyor, sizin varlığınızı belki de hiç bilmiyor, hiçte bilmeyecek. Öyle boş boş seviyorsunuz.Onun ne yaptığını, neleri sevdiğini, yüzünün nelere güldüğünü, en sevdiği yemeği, en sevdiği filmi veya şarkıyı, nelere kızdığını, sinirlenince nasıl davrandığını, sesini ve uyurken neye benzediğini bilmiyorsunuz.

Bu konuda bildiğiniz tek şey; sosyal medya hesaplarından paylaştığının ötesine çıkamıyor ne yazık ki. Yazdıklarından, paylaştıklarından tahmin yürüterek seviyorsunuz onu. Fotoğraflardaki gülüşüyle içiniz ısınıyor, gülümsüyorsunuz. Üzgün bir şey yazdığında siz de üzülüyor, komik bir şey yazdığında ise istemsiz gülüyorsunuz. Ama bu kadar. Fazlası yok.

Bazen deli cesaretiyle sevdiğimi söyleyeceğim, ona açılacağım anlarına kapılıyoruz sonunu düşünmeden. Ne yazık ki acıyla tecrübe edilmiştir ki; bu anlarda kendinizi tutmazsanız sonu kötü bitiyor. Sonuçta biz seviyoruz diye karşımızdaki de bizi sevecek diye bir şey yok. Bunun olma ihtimali milyonda bir gibi bir şey. Olursa ne ala , olmazsa pekala, kalbe gömülüp yola devam edilmeli. Ne olursa olsun pişman olunmamalıdır. Ben hakikaten yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, olmayacağım da çünkü neden olayım? Sonuçta ben kendim kararlar alıp yaptım, benim kararlarımın sonucu bu. Bir belirsizlik içinde yaşamaktansa kesinleştiriyorum kendim için olayı.

Gene de her şeye rağmen, birini uzaktan sevmek güzel bir şey. Hayaller kurup; bunu yaparsak ne kadar güzel olur diye düşünüp salak salak gülmek, onun size sarıldığını, gözlerinin aşkla baktığını, size en değerli varlığıymış gibi davrandığını düşünmek belki de dünyanın en güzel şeyi. O bilmese de, farkında olmasa da; belki de beraber olsanız dünyanın en iyi çifti olacakmışsınız hissi kesinlikle paha biçilemez.

Bu boş hayal değil, imkansız değil. İmkansız diye bir şey yok çünkü. Var diyene şunu sorarım ben; imkansız nedir? Aşkta olduğu gibi, imkansızda herkese göre değişir. Benim görüşüm kesinlikle bu yönde.

Platonik olarak takılmayı pek sevmesemde, birini sevmeyi, birinden hoşlanmayı, hayal kurmayı seviyorum. Hayaldünyam da yaşamayı bıraktığımı zaten defalarca söylemiştim. Olmayacak dualara amin demeyi de bıraktım. Olursa olur, olmazsa olmaz var benim için.

İstediğim şeyden kolay kolay vazgeçecek bir karaktere sahip olmadığım için, hoşlandığım beyden de vazgeçmeyi düşünmüyorum. İster platonik olsun, isterse zamanla karşılıklı olsun.
Gülüşü benim içimi ısıtıyorsa olay bitmiştir.
Son olarak;
O çapkın gülüşünle aklımı alıp gitme bir bilen olur
O tatlı gülüşünle kalbimi çalıp gitme bir bilen olur...





Hayat dediğimiz şey garip saçmalıklardan ibaret.

Böyle düşünüyorum, düşünmeyede devam edeceğim.

Yazdığım son umutsuzluk yazısı bana kendimi bir nebze daha iyi hissettirdi ama ben hala herkes için hiçkimse olan birinden başkası değilim. Hala bir umudum yok.

Olan tek şey içimdeki tarifi imkansız uzay boşluğu belki bir nebze doluyor, dolacak. Her işte bir hayır, bu işte hepsi o olacak. Ya da belki de olmayacak. Umut ederek, kendimi pembe hayallerle kaplayarak ümitlendirmeyeceğim.

Olursa olur olmazsa olmaz benim için.

Bundan sonra gerçekçi olacağıma dair kendime söz vermiştim aylar önce. Bir daha birinin ağzından "Sen çok hayalperestsin, hayal dünyanda yaşıyorsun, çık oradan ve artık gerçeklerle yüzleş!" lafını duymaya gücüm yok benim çünkü.

Kendimi tanıyamıyorum bazen. Ben bu değilim, diyorum kendime. Ama elimden gelen hiçbir şey yok, hayat şartları beni bu hale getirdi çünkü.

Eski kendimi özlüyor değilim gerçi, bu halim iyi, bu halim taviz vermiyor çünkü.
Bu halim her şeyin bilincinde çünkü.
Bu halim koruma mekanizmasını yıkılmayan duvarlarla güçlendirdi çünkü.

Ben özel biri değilim. Hiçbir zaman olmadım. Kendime göre elbette ki bir değerim var, elbette önemliyim ama bu kadar. Normal, sıradan neyse ben oyum. Tamam sürekli gülüyorum, güzel bir hayaldünyam, harika bir kafam var ama bu kadar. Beni özel kılabilecek bir şey yok. Ve ben sanırım bundan memnunum. Hayallerimi kendime sakladığımdan beri, gerçekçi olduğumdan beri kattetiğim yol, gözle görülür şekilde büyük.

Belki bunun için teşekkür listesi oluşturup özel kartlar atabilceğim insanları yazmalıyım.
Ama bunu da yapmayacak kadar umursamaz, bencil ve gururlu bir kızım.






Özlüyor muyum? Bilmiyorum.

Bu aralar kendime böyle salak saçma sorular sormaya başladım. İçine düştüğüm merdivensiz boşluktan ötürü sanrım beynim bazı devreleri yaktı. Sürekli olarak yaşanan olayları, hatıraları, sözleri kafamdaki tekrarlaya aldığım bir döngüde döndürüyorum. Kendimce alternatif sonlar yazarak; şöyle olsaydı böyle olurdu, böyle olmasaydı böyle olmazdı diyerek değişik senaryolar üretiyorum. Ciddi anlamda kafa yeme seviyesine geldim herhalde.

Ne yapabileceğimi, bu durumu nasıl aşacağı bilmiyorum. Şu an resmen hayattan zevk almayan birine dönüştüm. Bazen yatağa uzanıp, tavanı seyrederken nefes alışverişlerimi sayıyorum. Bu bir depresyon belirtisi mi? Çünkü bu aralar Allah'tan ölmeyi de çok diliyorum; ki umarım bir dilek kapım açık değildir. O kapının boşa gitmesini istemiyorum çünkü.

Peki neden ben öyle oldum bir anda?

Her şey ciddi anlamda iyiydi, ben halimden memnundum. Ama bu 2 haftadır resmen üstümde bir ölü toprağı var. Ne uyuduğum uykudan ne de yediğim yemekten zevk alıyorum. Para harcamaya aşık biri olaraktan bu bile beni tatmin etmiyor.

Ama neden?

Hayata dair bir beklentimin olmadığını zaten açıklamıştım, hala yoktu, hala da yok. Ama sanki artık hiçbir şey yolunda gitmiyormuş gibi. Mesela bu aralar ciddi anlamda çok sinirliyim. Çünkü resmen bütün olumsuzluklar, sorunlar beni buluyor. Yaşlısından tutunda en küçüğüne kadar. Eğer terbiyeli olmasaydım, hanımefendi olmasaydım çoktan mahalle karıları gibi bas bas bağırarak ve küfürler ederek kavgalar ediyor olurdum. Ama yaptığım tek şey içimden küfür etmek. Sinirlerime hakim olmaya çalışmak. Bu durumlarda saçımı başımı yolasım, sağa sola tekme atasım geliyor. Ve bu sinir bir türü geçmiyor. Birilerini tokatlamak, "gerizekalı her şey senin o cibiiyetsiz sıfatın yüzünden, aptalın tekisin ve bunu kabul et çünkü sen soysuzun tekisin" diye birilerini azarlamak istiyorum. Ama hayır yapmıyorum. Yaptığım tek şey köşeme çekilip, bunları düşünerek daha da çok sinir olmak. Allaha dua etmek. Ağlamamak için savaş vermek.

Gerçekten artık güçlü kalamıyorum.

Kimseyle uğraşmak istemiyorum. Enerjim yok zaten. Ruhum 100 yaşında. İçim adeta ölü. Mutlu olduğum anlar nadir.

Tek istediğim koşulsuz sevgi.

Her insan sevilmeyi sever. Ben sevdiğim insan tarafından sevilmeyi severim. Ailemde dahil olmak üzere resmen sevgi açlığı çekiyorum. Belki de sorunumun tek kaynağı budur. Belki de problem budur.

Ben küçük şeylerle bile mutlu olabilen bir kızken bana bunu bile çok gören insanların oluşuna dayanamıyorum. İstenilmeyen insan olmaya dayanamıyorum. Ben ne yaparsam yapayım, ağzımda kuşta tutsam, amuda da kalksam ben asla birine veya birilerine yaranamayacak kızın tekiyim.

Bana hissettirilen duygu bu.

Beni hissizleştiren duygu bu.

Böyle olmayı ben hiç istemedim. Ben her zaman herkese sonsuz ölçüde sevgi verebilecek biriyken böyle sinir küpüne dönüşmeyi ben seçmedim, seçmek istemedim.

Suçlu arıyorum kendime. Bu hikayede tek bir suçlu var, o da ben değilim.

Psikopatça, manyakça ya da hernehaltça olursa olsun, gözümde yeri asla ve asla değişmeyen tek suçlu biri kalacak.
Bunlara sebep olan tek bir kişi kalacak.
İçimdeki sonsuz sevgiyi, sonsuz bir nefrete dönüştüren tek bir kişi kalacak.



Bazen sadece şarkı söylemek istersin. Çünkü seni mutlu hissettiren, iyi ve güzel hissettiren o rahatlatıcı şarkıların ezbere bildiğin sözleridir.

Be Realistic.


Benim bu hayatta ki amacım ne?
Ya da sizin amacınız ne?
Sanırım ben kendiminkini buldum. Sürekli olarak bir konuda mutsuz olmak. Eğer "bir konuda mutsuzluk" diye bir meslek olsaydı şüphesiz ki inanılmaz başarılı biri olurdum.

Bugünlerde her şeyi çok düşünüyorum. Önceki yazılarıma filan baktım hep aynı konu. Bu konularda tek bir mutluluk yok ve olmamaya da devam ediyor. Basiretimiz mi bağlanmış ne.

Kaç yıldır bakıyorum yaşadıklarımın arasında tek bir fark bile göremiyorum. Sanki aynı filmi belirli aralıklarla yaşıyorum ama her seferinde yaşanılan film bir öncekinden daha dramlı daha ağır bitiyor.

Ben şu an her anlamda bitik durumdayım arkadaşlar. Benim umudum yok. Benim gücüm yok. Benim doğru düzgün hayallerim bile yok. En son yaşadığım dandik ilişki beni hiç olmadığım kadar bitirdi. Hayata küsmedim elbet ama bir insan için yapılan hiçbir şeyin değmediğini anlamış bulunmaktayım. Ve şu an bakıyorum; ben bir daha asla ama asla (bakın never say never ama açık olalım sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer) bu yaptıklarımı yapmam. Ya benim ne gururum kaldı ne hanımefendiliğim ne insanlığım. Çok ağır şeyler yaşadım; elbette ki kendime göre. Ama bir daha böyle bir şey yaşamak istemiyorum.

Kendimi bu denli iyi toplamışken olmaz.

Son yazımda bir şeyi istiyorsanız uğraşın ayağınıza gelmesini beklemeyin yazmıştım. Hala bu yazımın arkasındayım ama her iki tarafta da istek varsa uğraşın. Tek taraflı isteğinizle değil, bencil olmayın. İstenmediğiniz yerde de kalmayın. Çünkü gururumuz var. Aşkta gurur olmaz diyenin beynine tüküreyim. Zaten bu ve bunun gibiler yüzünden insanlar rezil oluyor. Gururunuzu ezdirmeyin sakın.

Ben son aldığım darbeden sonra herkese temkinli yaklaşmaya özen gösterir oldum. Elbette deli gibi platoniklerim oldu, hangimizin olmaz ki? İnanılmaz hoşlandığım beyler de oldu, beraber olamayacağımızı bildiğim beyler de oldu, beni inanılmaz heyecanlandıran nefesimi kesen beyler de oldu. Ama sorun şu ki beni üzecek her beyden koşar adım kaçtım.

Ben arkama bile bakmadan kaçarken hep şu sözü duydum; sen çok iyi bir kızsın Dilara. Bunu duymaktan midem bulandı artık. En basit en banal yalan bu. Çoğu insan bunu duymaktan haz alır belki ama ben duymak bile istemiyorum. E iyiysem beni üzmeyin o zaman değil mi? İyiysem beni bırakmayın değil mi? Sonuçta bu devirde iyi kız kolay bulunmuyor değil mi? Ama sanki iyi olup üzülmek benim alın yazımmış gibi hep aynı şeyleri, aynı diyalogları, aynı senaryoları yaşadım durdum hala da yaşamaya devam ediyorum.

Canım acımıyor artık. Bir yerden sonra alışıyorsunuz çünkü bunu hayatınızın bir parçası yapıyorsunuz. Ben neden mutlu değilim? Neden benim karşıma doğru/düzgün kişi çıkmıyor diye sorgulamıyorum artık. Çünkü bunu neden yapayım ki? Cevapsız sorular bunlar, en güzeli her şeyi zamana bırakmak. Böyle yaşamayı mottom haline getirdim. İçimdeki bütün umutları öldürdüm, gelecekten beklentimi kestim. Hayat şimdi daha mı güzel? Biraz. Çünkü kendimi kandırmıyorum arkadaşlar, kendimizi kandırarak hiçbir yere varamayız. Ben ki yılların hayalperesti bunu söylüyorsam vardır bunda bir olay.

Çok hoşlandığım bir bey vardı, aramızda bence iyiydi, bir yanım baya da seviyordu onu, heycanlanma deseniz bende diz boyu (gerçi zaten boyum kısa çok bir şey beklemeyelim) ama bizden bir cacık olmayacağını biliyordum. Olmasını ister miydim? Kesinlikle. Ama hem kendi arkadaş çevrem hem kendi mantığım beni hep uyardı. Kendimi kaptırmam tehlikeydi. Önceden olsa kendimi inanılmaz kandırıp her şeyi pespembe düşünmeye başlardım ama bunu yapmadım. Yaşadığım hisler inanılmaz güzel olsa da kaçtım. Zaten bunun da bir sonu yoktu. Ve sanırım bu konuda belki de ilk defa kendimle gurur duydum. Çünkü neden duymayayım?

Sizi üzecek insanlardan uzak durun nolur. Kimse sizden önemli değil.

Ben kendim için; ailem için, arkadaşlarım için önemliyim. Beni üzecek bir beye ihtiyacım yok. Sonuçta nefes almamı bir bey sağlamıyor. Ya da bana bir bey bakmıyor.
Eğer sevecekseniz gerçekten size gözü gibi bakan, üzüldüğünüzde koşup gelebilecek, sizi her halinizle -en çirkin halinizde bile- sevebilecek, gözünüzden bir damla akan yaş için tüm dünyayı yakabilecek, kişiliğinizi sorgulamayıp sizi olduğunuz gibi sevebilecek beyleri sevin. Kısacası yanınızda kendiniz olduğunuz beyleri sevin. Biliyorum bu beyleri bulmak kolay değil, bende bulmuş değilim ama herkesin bir doğru kişisi vardır. Sabredin, zamana bırakın, birini platonik bile seviyorsanız bakın o kişi sizin kaderinizde varsa, olmanız gerikiyorsa bile allah bir şekilde onu tekrar hayatınıza çıkarır, hırpalamayın kendinizi.

Ben olmayacak "adam"lar içim kendimi hırpaladım. Kendimi üzdüm. Sevgimi tükettim. Ve size yemin ederim ben birini sevdim mi inanılmaz güzel severim, saf severim. Ve bu sevgiyi hep haketmeyenler için harcadım. Tek pişmanlığım budur şimdiye kadar. O yüzden artık temkinliyim. Size her "seni seviyorum" diyene kanmayın. Sevmiyorlar çünkü. Seven insan seviyorum diyip terketmez çünkü.

Yazıyı toparlamak gerekirse; evet ben mutsuzum ama sanırım bu içsel karmaşamdan dolayı aslında hayatımda her şey olması gerektiği gibi çok şükür (ve sürekli şükredin). Sadece bazı kararsızlıklar yaşıyorum bunları aştığımda pamuk şekeri kadar güzel bir insana dönüşeceğim.

Gururunuzu çiğnetmeyin, sevmeyin demiyorum sevin ama doğru ve güzel insanları sevin.
Kendinizi kandırmayın, gerçekçi olun. Evet hayaller çok güzel, kurun ama gerçeklikten nolur kopmayın. Kusura bakmayın ama sevgilisi olan kızlarımız sanmayın ki evleniceksiniz.

Kendinize değer verin. Kendinizi sevin, sizden bir tane daha yok.