Aşk mı?

Cumartesi, Ağustos 30, 2014 Di. 0 Comments


Merhabalar. 

Gene buraları uzunca bir süre boş bıraktım hobi oldu bu bende ya. Ama aslında bir çok nedeni vardı. Birincisi mutluyken yazı yazasım olmuyordu, ikincisi bazı insanların burası için olan düşüncelerini hoş bulmuyordum. Sonuç olarak şu an mutsuzum ve kimsenin ne dediğini şu an için umursamıyorum. 

Evet mutsuzum. Aman ne şaşırdınız, yani mutluluk nedir ki zaten? Anlık zevkler benim görüşüme göre. Mutlu olduğum zaman bile bunun tadını çıkaramayan biriyim, "mutluysam kesin çok kötü bir şey olucak, mutsuz olucam" kafasını yaşarsam elbetteki mutlu olamam. Ama şöyle bir düşünürsek bu düşüncemi de yaşamış oldum. 

Bu yazıyı yazmaya karar vermemle bu mutsuzluğum doğru orantılı. 

Biliyorsunuz ki ben aşka inanmayan her yerde bunu söyleyen bir insancıktım. Ve şu an aşk acısı çekerek bir daha büyük konuşmamam gerektiğini anlamış oldum. Evet aşık oldum ama keşke olmasaydım çünkü inanılmaz bir acı çekiyorum ve bunu kimseye doğru düzgün anlatamıyorum. Kısa zamanda olan bir şeyin bu kadar acılı sonuçlanacağını; hayır düşünmemiştim. İnsanların bunu hep abarttığını düşünürdüm. Yani en fazla ne olabilirdi ki? 

Böyle mi düşünürüm; al bana.

Aşkın nasıl bir tarifi yoksa bence aşk acısınında bir tarifi yok. Kalbimi hissedemiyorum. Sanki kocaman bir boşluk içindeyim ve bu boşluk hiçbir zaman dolmayacak gibi. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor mesela, nefes almak bile canımı acıtıyor. Ama en acısı düşünceler galiba. 

Keşke duygularımızı açıp kapayabilceğimiz bir düğmemiz olsaydı, ne kadar çok istiyorum bunu bir bilseniz. Hiç ummadığınız bir anda ufacık bir detayın gözlerinizi doldurduğunu düşünün. Hiçbir neden yokken herkesin içinde ağladığınızı, birinin size "Nasılsın Dilara?" diye sorduğu anda gözyaşlarınızın aktığını ve hıçkırıktan konuşamadığınızı düşünün. 

Ne kadar aptalca aslında. Baksanıza insanı nasıl da küçük düşürüyor. İşte bu yüzden aşka inanmıyordum. İnsanı aptal yerine koyuyor. 

Tüm bunların yanında belki de daha acılı olan ya da daha çok can acıtan, aşık olduğunuz adamın sizin aşkınıza hiç inanmaması bence. Ne aşkınıza, ne sevginize, ne de verdiğiniz değere...

Ne kadar konuşursanız konuşun, ne kadar yalvarırsanız yalvarın, ağlayın zırlayın, karşınızdakinin size inanmaması ve asla inanmayacak oluşu en acısı. 

Ya da belki de "sana aşığım" dedikten sonra sizi bu kadar kolay unutabilmesi en acı olan. Ya da aşığım dedikten sonra "aşk bir günde olunan 3 günde vazgeçilen bir şey değil" demek ve vazgeçtiğini görmek en acı olan. 

O kadar çok acı var ki şu an içimde, baş edemiyorum. Geçiçek zamanla biliyorum. 

Peki o zaman nasıl geçicek? Her şey o kadar yavaş ki, sanki hiç geçmeyecek gibi. 
Belki ben abartıyorumdur bilemiyorum. Bu yazıyı yayınladıktan sonra gene salak tarzında bir sürü damga yiyicem. Zaten sevenimden çok düşmanım var, hayır kötü biri de değilim ama insan bir kendini sorguluyor gene de. 

Üzülerek söylüyorum ki ben aşık oldum. Kimse benim ne hissettiğimi ne yaşadığımı bilemez. Beğenilerimle, aşkı ve sevgiyi karıştırmayacak kadar aklım var çok şükür. 
Belki "gerizekalılık seviyesinde şıpsevdiyim" ama bu benim bir şeyler hissetmediğim ya da bir acı yaşamadığım anlamına gelmez. 

Birbirine karşı yitirilmemesi gereken saygıyı yitirmiş insanlar olduk biz. Çocuk gibi davranıp yapmamamız gereken şeyler yaptık.  Keşke böyle olmasaydı mesela, keşke bu hallere düşmeseydik. Ben bu yazıyı yazmasaydım, o; o dediklerini demeseydi. Ama ne yazık ki keşke diye hayıflanarak hiçbir şey çözümlenmiyor. 

Numaralar silindi, mesajlar, fotoğraflar silindi, peki ya anılar? Hayaller? Verilmiş sözler? 

Gözle görülen her şey silinmişken bunları unutmak, bunları hafızadan silmek mümkün mü? Hayır. 
Ben bunu unutur muyum? Hayır. 
İlk aşkını insan unutur mu? Hayır. 

Sonuç olarak bu aşk ne benim 3 günde vazgeçtiğim, ne beğenimi aşk sandığım, ne de gerizekalılık yaptığım bir şıpsevdiliğim. 

İster inanılsın ister inanılmasın ben aşık oldum. 
Ben bir adamı hayatım yaptım, hayatımdan kopardım. 
Şimdi ise acılarımla baş başayım...

0 yorum: