Pazar, Mayıs 24, 2015 Di. 0 Comments


Seni yazdım her yere aşk diye, kimse bilmez kimse duyamaz...

Sürekli kendime "Aşk ne? Nasıl bir şey? Kitaplarda ki gibi mi?" diye sorup duruyorum. Aşk sanırım cevabı asla net olmayan bir şey. Çünkü herkesin aşkı, hissedişi, düşündükleri farklıdır. Benim aşkım benim için aşkken, bir başkası için belki de sadece hoşlanma ya da daha başka bir şeydir. Burda konunun özünü anladığınızı umuyorum.

Şu ikili insan ilişkilerinde en garip olan şey şüphesiz ki kadın-erkek ilişkileri. Ben bu konuda açıkca hiçbir şey bilmiyorum. Merak ettiğim çok şey var ama cevaplarını alabilceğim sağlam bir kaynağım yok. Ben konunun sadece acı çekme kısmını çok iyi biliyorum o kadar. Kadınların beyni ile erkeklerin beyninin çok farklı çalıştığını biliyorum bir de. Biz daha detaycı düşünürken erkeklerin tamamen yüzeysel düşündüğünü biliyorum bir de.

Yani bu konu hakkında söyleyebilecek hiçbir şeyim yok.

Böyle bir yazı yazmak istedim çünkü birini platonik olarak sevmekten bahsedeceğim. Şu zamana kadar sanırım bu işte profesyonelleştim. Açıkcası platonik olmak hem dünyanın en güzel şeyi hemde en kötü şeyi; tıpkı aşk gibi.

Çünkü birini platonik olarak sevince karşınızdakine karşı hiçbir sorumluluğunuz olmuyor. Öyle güzel öyle tatlı seviyorsunuz ki kimse sizi sorgulamıyor. "Sen sevmiyorsun, senin sevgin yeterli değil" diye kavgalar çıkartmıyor. Karşınızdakini istediğiniz sevgi boyutunda sevebiliyorsunuz. Ama ne yazık ki bunun tek iyi yanı da bu.
Sevdiğiniz insan sizin sevginizden asla haberdar olmuyor, sizin varlığınızı belki de hiç bilmiyor, hiçte bilmeyecek. Öyle boş boş seviyorsunuz.Onun ne yaptığını, neleri sevdiğini, yüzünün nelere güldüğünü, en sevdiği yemeği, en sevdiği filmi veya şarkıyı, nelere kızdığını, sinirlenince nasıl davrandığını, sesini ve uyurken neye benzediğini bilmiyorsunuz.

Bu konuda bildiğiniz tek şey; sosyal medya hesaplarından paylaştığının ötesine çıkamıyor ne yazık ki. Yazdıklarından, paylaştıklarından tahmin yürüterek seviyorsunuz onu. Fotoğraflardaki gülüşüyle içiniz ısınıyor, gülümsüyorsunuz. Üzgün bir şey yazdığında siz de üzülüyor, komik bir şey yazdığında ise istemsiz gülüyorsunuz. Ama bu kadar. Fazlası yok.

Bazen deli cesaretiyle sevdiğimi söyleyeceğim, ona açılacağım anlarına kapılıyoruz sonunu düşünmeden. Ne yazık ki acıyla tecrübe edilmiştir ki; bu anlarda kendinizi tutmazsanız sonu kötü bitiyor. Sonuçta biz seviyoruz diye karşımızdaki de bizi sevecek diye bir şey yok. Bunun olma ihtimali milyonda bir gibi bir şey. Olursa ne ala , olmazsa pekala, kalbe gömülüp yola devam edilmeli. Ne olursa olsun pişman olunmamalıdır. Ben hakikaten yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, olmayacağım da çünkü neden olayım? Sonuçta ben kendim kararlar alıp yaptım, benim kararlarımın sonucu bu. Bir belirsizlik içinde yaşamaktansa kesinleştiriyorum kendim için olayı.

Gene de her şeye rağmen, birini uzaktan sevmek güzel bir şey. Hayaller kurup; bunu yaparsak ne kadar güzel olur diye düşünüp salak salak gülmek, onun size sarıldığını, gözlerinin aşkla baktığını, size en değerli varlığıymış gibi davrandığını düşünmek belki de dünyanın en güzel şeyi. O bilmese de, farkında olmasa da; belki de beraber olsanız dünyanın en iyi çifti olacakmışsınız hissi kesinlikle paha biçilemez.

Bu boş hayal değil, imkansız değil. İmkansız diye bir şey yok çünkü. Var diyene şunu sorarım ben; imkansız nedir? Aşkta olduğu gibi, imkansızda herkese göre değişir. Benim görüşüm kesinlikle bu yönde.

Platonik olarak takılmayı pek sevmesemde, birini sevmeyi, birinden hoşlanmayı, hayal kurmayı seviyorum. Hayaldünyam da yaşamayı bıraktığımı zaten defalarca söylemiştim. Olmayacak dualara amin demeyi de bıraktım. Olursa olur, olmazsa olmaz var benim için.

İstediğim şeyden kolay kolay vazgeçecek bir karaktere sahip olmadığım için, hoşlandığım beyden de vazgeçmeyi düşünmüyorum. İster platonik olsun, isterse zamanla karşılıklı olsun.
Gülüşü benim içimi ısıtıyorsa olay bitmiştir.
Son olarak;
O çapkın gülüşünle aklımı alıp gitme bir bilen olur
O tatlı gülüşünle kalbimi çalıp gitme bir bilen olur...



0 yorum: